Sema Nur TAŞKIN, Tuğçe ARMAN MUT, Hande AYAN KARANFİL, Eda BOZ ÖNCEL, Şule PEKTAŞ LEBLEBİCİER, Yalçın KARA, Gülçin OTAR YENER
Osmangazi Tıp Dergisi - 2026;48(4):639-645
Hepatit B virüsü (HBV) enfeksiyonu, özellikle immünsupresif veya biyolojik tedavi gerektiren kronik inflamatuvar hastalığı olan çocuklar için önemli bir küresel halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Türkiye'de çocukluk çağı aşılama oranlarının yüksek olmasına rağmen, zamanla azalan antikor düzeyleri bazı hastalarda HBV'ye karşı koruyucu bağışıklığın yetersiz olmasına yol açabilmektedir. Bu tek merkezli, retrospektif gözlemsel çalışmaya, Ağustos 2023 ile Aralık 2025 tarihleri arasında biyolojik tedavi başlanması planlanan ve tedavi öncesi değerlendirme yapılan 2-18 yaş arası pediatrik hastalar dahil edilmiştir. Demografik ve klinik veriler, hepatit B serolojik belirteçleri, aşılama öyküsü ve aile tarafından bildirilen aşı reddi bilgileri hasta dosyalarından elde edilmiştir. Koruyucu bağışıklık, anti-HBs >=10 mIU/mL olarak tanımlanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS sürüm 25.0 kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya toplam 58 hasta dahil edilmiş olup, hastaların büyük çoğunluğu juvenil idiyopatik artrit tanısı almıştır (%94,8). Hastaların hiçbirinde HBsAg, HCV veya HIV pozitifliği saptanmamıştır. Otuz yedi hastada (%63,8) koruyucu düzeyde anti-HBs saptanırken, 21 hastada (%36,2) anti-HBs düzeyleri koruyucu eşik değerin altında (<10 mIU/mL) bulunmuş ve biyolojik tedavi öncesinde rapel aşı önerilmiştir. Yalnızca bir hastada (%1,7) belgelenmiş aşı reddi öyküsü mevcuttur. Planlanan biyolojik tedaviler arasında en sık tercih edilen ajan adalimumab olmuştur (%65,5). Keşifsel analizler, yetersiz bağışıklık ile bazı klinik değişkenler arasında olası ilişkiler bulunduğunu göstermiş olup, risk temelli taramanın değerini desteklemektedir. Biyolojik tedavi planlanan pediatrik romatoloji hastalarının önemli bir bölümünde, çocukluk çağı aşılama oranlarının görece yüksek olduğu bir bölgede dahi, hepatit B bağışıklığının yetersiz olduğu saptanmıştır. Bu bulgular, rutin HBV serolojik taramasının ve zamanında rapel aşılamanın biyolojik tedavi öncesi değerlendirmenin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini göstermektedir. Aşı reddi sıklığı düşük olmakla birlikte, varlığı bu kırılgan hasta grubunda önlenebilir ek bir risk faktörüne işaret etmektedir. Farklı aşılama dönemlerine göre bağışıklık durumunu değerlendiren ve aşı tereddüdü ile başa çıkmaya yönelik stratejileri inceleyen ileriye dönük çalışmalar gereklidir.