PEDİATRİK YOĞUN BAKIM ÜNİTESİNDE KONVÜLSİF STATUS EPİLEPTİKUS: KLİNİK SONUÇLAR VE PROGNOSTİK FAKTÖRLER

Merve YAVUZ, İbrahim BİNGÖL

Akdeniz Tıp Dergisi - 2026;12(2026):1-14

Gaziantep City Hospital, Department of Pediatric Neurology, Gaziantep, Türkiye

 

Amaç: Konvülsif status epileptikus (SE), çocukluk çağında yaşamı tehdit eden bir nörolojik acildir ve prognozu belirleyen faktörlerin erken dönemde tanımlanması önemlidir. Bu çalışmada, pediatrik yoğun bakım ünitesine kabul edilen konvülsif SE olgularında klinik özellikler ve prognostik faktörler, özellikle serum laktat düzeyleri açısından değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntemler: Bu retrospektif, tek merkezli çalışmaya, 2024-2025 yılları arasında üçüncü basamak pediatrik yoğun bakım ünitesine konvülsif SE tanısıyla yatırılan 2 ay-18 yaş arası hastalar dahil edilmiştir. Hastalar SE, refrakter SE (RSE) ve süper-refrakter SE (SRSE) olarak sınıflandırılmıştır. Demografik, klinik ve laboratuvar verileri analiz edilmiş; başvuru ve 6. saat serum laktat düzeyleri ile laktat klirensi değerlendirilmiştir. Lojistik regresyon ve ROC analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Toplam 190 hastanın %20'sinde RSE ve %7,9'unda SRSE gelişmiştir. Mortalite oranı %7,9, yeni nörolojik defisit oranı %18,9'dur. En yüksek mortalite santral sinir sistemi enfeksiyonlarında (%30,4) gözlenmiştir. Refrakter olgularda yoğun bakımda kalış süresi daha uzundur (p<0,001). Altıncı saat serum laktat düzeyi, RSE (OR=1,75; p<0,001) ve SRSE (OR=1,99; p<0,001) ile bağımsız olarak ilişkili bulunmuş, ancak mortalite ile ilişkili bulunmamıştır. ROC analizinde 6. saat laktat düzeyi RSE için AUC=0,76 ve optimal kesim noktası 2,06 mmol/L; SRSE için ise AUC=0,75 ve optimal kesim noktası 3,55 mmol/L olarak saptanmıştır. Yüksek PRISM III skorları da RSE ile ilişkilidir. Sonuç: Pediatrik SE'de mortalitenin temel belirleyicisi etiyolojidir ve santral sinir sistemi enfeksiyonları en yüksek riski taşır. Altıncı saatte persistan serum laktat yüksekliği, RSE ve SRSE ile bağımsız olarak ilişkili olup, devam eden nöbet yükünü ve metabolik stresi yansıtan aday bir biyobelirteç olabilir. Ancak mortaliteyi öngörmedeki ayırt edici gücü sınırlıdır. Bulguların doğrulanması ve klinik uygulamadaki yerinin belirlenmesi için prospektif, çok merkezli çalışmalara gereksinim vardır.