Elifcan TAŞDELEN, Selin SENNAROĞLU, Abdulkerim KOLKIRAN, Melike ATASEVEN KULALI, İbrahim KAPLAN, Mustafa Tarık ALAY, Şule YEŞİL
Dicle Tıp Dergisi - 2026;53(1):203-211
Arka Plan: PIK3CA -ilişkili aşırı büyüme spektrumu (PROS), PIK3CA geninde postzigotik dönemde ortaya çıkan işlev kazandırıcı ('gain-of-function') varyantlardan kaynaklanan mozaik aşırı büyüme sendromlarını kapsar. Bu varyantlar, PI3K/AKT/mTOR sinyal yolunun aktivasyonuna yol açarak hücre büyümesi, proliferasyonu ve damar gelişiminin düzeninin bozulmasına neden olur. Alt tiplerinden olan KTWS ve CLOVES sendromu gibi tablolar; segmental aşırı büyüme, vasküler ve lenfatik malformasyonlar ile deri tutulumunu içeren örtüşen klinik özellikler gösterir. Yöntemler: PROS ile uyumlu klinik bulgulara sahip beş Türk hastadan oluşan bir kohort değerlendirildi. Etkilenen doku örneklerinden yüksek derinlikli yeni nesil dizileme (NGS) analizi yapıldı ve saptanan PIK3CA gen varyantları ACMG/AMP kriterlerine göre yorumlandı. Klinik, radyolojik ve moleküler veriler entegre edilerek genotip -fenotip ilişkileri incelendi. Bulgular: Toplam beş farklı somatik PIK3CA varyantı tanımlandı. Dördü C -terminal helikal ve kinaz bölgelerinde (bilinen mutasyonel sıcak noktalar), biri ise N -terminal adaptor -bağlanma (PI3K- ABD) bölgesinde yer almaktaydı. Dört varyant 'missense' değişimi, biri ise çerçeve kayması oluşturmayan ('in -frame') delesyondu. Ortalama dizileme derinliği yaklaşık 1100x olup, saptanan en düşük varyant alel frekansı (VAF) %2 idi. VAF ile hastalık şiddeti arasında belirgin bir ilişki gözlenmedi. Sonuç: Bu Türk kohortu, PROS'un klinik ve moleküler heterojenitesini vurgulamakta ve düşük düzeydeki mozaik varyantların saptanmasında dokuya özgü, yüksek derinlikli dizilemenin önemini ortaya koymaktadır. PIK3CA mozaisizminin moleküler olarak doğrulanması, doğru tanı ve uygun tedavi seçimi açısından kritik öneme sahiptir. Hem pediatrik hem de erişkin PROS olgularında Alpelisib tedavisinin etkinliğini destekleyen güncel veriler göz önüne alındığında, bu hastaların erken tanınması ve moleküler olarak karakterize edilmesi, hedefe yönelik tedavi ve klinik sonuçların iyileştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.