Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

PRENATAL SEX HORMON BALANSI HİDRADENİTİS SUPPURATİVA GELİŞİMİ İÇİN BİR RİSK FAKTÖRÜ MÜDÜR?

Mustafa Esen, Abdullah Demirbas, Esin Diremsizoglu

Selçuk Tıp Dergisi - 2025;41(4):211-216

Dicle University, Faculty of Medicine Hospital, Department of Dermatology, Diyarbakır, Türkiye

 

Özet: Hidradenitis suppurativa (HS), hormonal etkilerin de rol oynadığı karmaşık ve çok faktörlü bir patogeneze sahip, kronik, inflamatuvar özellik gösteren bir deri hastalığıdır. İkinci ve dördüncü parmak uzunluğu oranı (2D:4D), doğum öncesi androjen etkisinin güvenilir bir biyobelirteci olarak kabul edilmekte olup, HS gelişimine yatkınlıkta etkili olabilir. Bu çalışmada, HS hastalarında 2D:4D oranı ile hastalık varlığı ve klinik şiddeti arasındaki olası ilişki araştırılmıştır.Gereç ve Yöntemler: Yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 140 HS hastası ile 140 sağlıklı kontrolün dahil edildiği kesitsel bir çalışma yürütüldü. Klinik hastalık şiddeti Hurley evrelemesi, Modifiye Sartorius Skoru (MSS) ve Klinik Genel Değerlendirme (PGA) kullanılarak değerlendirildi. Parmak uzunlukları dijital kumpas aracılığıyla standartize şekilde ölçülerek her iki el için ayrı ayrı 2D:4D oranları hesaplandı.Bulgular: HS hastalarının her iki el 2D:4D oranı, kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha düşüktü (p < 0.001). Kadınlarda hem sol hem de sağ el oranları daha düşüktü (p < 0.001), erkeklerde ise yalnızca sol el oranı farklıydı (p = 0.038). Kadın hastalarda sol el oranı ile Hurley evresi, Modifiye Sartorius Skoru ve PGA arasında anlamlı ilişkiler saptandı (tüm p < 0.05).Sonuç: Özellikle kadın HS hastalarında görülen düşük 2D:4D oranları, doğum öncesi artmış androjen maruziyetini yansıtabilir ve hastalık şiddeti ile ilişkili olabilir. Bulgular, HS patogenezinde hormonal etkilerin rolünü desteklemektedir; ancak bu ilişkinin doğrulanması için doğrudan hormonal ölçümleri içeren ileriye dönük çalışmalara ihtiyaç vardır. Bulguların yorumu, çalışmanın kesitsel tasarımı ile sınırlıdır. Ayrıca, tek merkezli tasarım ve biyokimyasal hormon düzeylerinin ölçülmemiş olması, sonuçların genellenebilirliğini ve hastalık mekanizmasına yönelik yorumların gücünü kısmen kısıtlayabilir.