PRİMER RETROPERİTONEAL LİPOSARKOMDA RADİKAL NEFREKTOMİNİN LOKAL NÜKS VE PROGNOZ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: ONKOLOJİK VE FİZYOLOJİK SONUÇLARIN KAPSAMLI ANALİZİ

Berk GÖKTEPE, Kamil ERÖZKAN, Ebubekir KORUCUK, Safa VATANSEVER, Tufan GÜMÜŞ, Alper UĞUZ, Cemil ÇALIŞKAN, Osman BOZBIYIK

Anatolian Journal of General Medical Research - 2026;36(2):184-189

Ege University Faculty of Medicine, Department of General Surgery, İzmir, Türkiye

 

Amaç: Primer retroperitoneal liposarkom (RPLS), nadir görülen ve biyolojik açıdan heterojen bir malignitedir. Küratif tedavinin temelini makroskopik tam rezeksiyon oluşturmakla birlikte, en blok radikal nefrektominin optimal onkolojik sonuçlara katkısı halen tartışmalıdır. Bu çalışmada, radikal nefrektominin lokal nüks, sağkalım sonuçları ve postoperatif renal fonksiyon üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Ocak 2011 ile Ocak 2024 tarihleri arasında üçüncü basamak bir merkezde primer RPLS nedeniyle küratif amaçlı cerrahi rezeksiyon uygulanan hastalar retrospektif olarak incelendi. Hastalar cerrahi yaklaşıma göre en blok nefrektomi uygulananlar ve böbrek koruyucu cerrahi yapılanlar olarak iki gruba ayrıldı. Birincil sonlanım noktası lokal nüks olup, ikincil sonlanım noktaları hastalıksız sağkalım (DFS), genel sağkalım (OS), perioperatif morbidite ve böbrek yetmezliği: global sonuçları iyileştirme 2024 kriterlerine göre değerlendirilen postoperatif renal fonksiyon sonuçları olarak belirlendi. Bulgular: Ortanca yaşı 51 olan toplam 21 hasta (%57,1 kadın) çalışmaya dahil edildi (radikal nefrektomi: 6, böbrek koruyucu cerrahi: 15 hasta). Nefrektomi grubunda lokal nüks oranının daha düşük olduğu ve medyan DFS süresinin daha uzun olduğu gözlendi. Beş yıllık genel sağkalım oranı da nefrektomi uygulanan hastalarda daha yüksekti. Ayrıca, hiçbir hastada postoperatif akut böbrek hasarı gelişmedi ve nefrektomi grubunda majör komplikasyon izlenmedi. Sonuç: Primer RPLS cerrahisinde en blok radikal nefrektomi, uygun hasta seçimi yapıldığında renal fonksiyonu olumsuz etkilemeden lokal hastalık kontrolünü ve sağkalım sonuçlarını iyileştirebilir. Bu bulgular, yeterli onkolojik sınırların sağlanması gereken olgularda daha agresif cerrahi yaklaşımın tercih edilebileceğini desteklemektedir.