Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

PRİMER TÜMÖRÜN ÖTESİNDE: 18F-FDG PET/BT İLE SAPTANAN İNSİDENTALOMALARDA MALİGNİTE RİSKİ VE DEĞERLENDİRME STRATEJİLERİ

Yasemin KESKİN, Damla BAĞCI, Ali Haluk ULUCANLAR, Gülin UÇMAK

Molecular Imaging and Radionuclide Therapy - 2026;35(1):28-34

University of Health Sciences Türkiye, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Oncology Training and Research Hospital, Clinic of General Surgery, Ankara, Türkiye

 

Amaç: 18F-florodeoksiglukoz pozitron emisyon tomografisi/bilgisayarlı tomografi (18F-FDG PET/BT) kullanımının artması, insidentalomaların sık tespit edilmesine yol açmıştır. Bu çalışmada, cerrahi açısından anlamlı primer tümörü olan hastalarda preoperatif evreleme sırasında 18F-FDG PET/BT ile saptanan insidentalomaların prevalansı, lokalizasyonu, malignite oranları ve klinik değerlendirme süreçleri araştırılmıştır. Yöntem: Ocak 2019-Aralık 2023 tarihleri arasında preoperatif 18F-FDG PET/BT görüntülemesi yapılan toplam 251 hasta retrospektif olarak incelenmiştir. Saptanan insidental tutulumlar anatomik olarak altı bölgeye ayrılmıştır: tiroid, kolon, rektum, prostat, serviks/uterus ve meme. İlgili odaklara ait maksimum standart tutulum değeri (SUVmaks) değerleri, biyopsi durumu, görüntüleme takipleri ve histopatolojik sonuçlar kaydedilmiş ve literatürdeki toplum temelli insidans verileriyle karşılaştırılmıştır. Bulgular: En sık insidentalomalar tiroidde (%11,6), ardından serviks/uterus (%9,6), kolon (%7,6), prostat (%4,4), meme (%2,4) ve rektumda (%2,0) saptanmıştır. Malignite oranları tiroidde %85,7, prostatta %83,3, kolonda %71,4, rektumda %50,0 ve memede %33,3 olarak belirlenmiştir. Tiroid, meme, kolorektal ve prostat gruplarında saptanan malignite oranları, toplum temelli tahminlere kıyasla anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (p<0.05). SUVmaks değerleri ile malignite durumu arasında lokalizasyon grupları genelinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: 18F-FDG PET/BT görüntülemesinde saptanan insidental bulgular yaygın olup özellikle tiroid, prostat ve kolorektal bölgelerde belirgin bir malignite riski taşımaktadır. Tanısal testlerin artışı göz önüne alındığında, odak tutulumu gösteren ve yüksek riskli anatomik bölgelerde yer alan lezyonlarda doku tanısı dahil olmak üzere ileri klinik değerlendirme önerilmelidir. Bu bulgulara yönelik farkındalık, zamanında müdahale ve uygun tedavi kararlarının verilmesi açısından kritik öneme sahiptir.