Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

PSÖRİASİSDE TAMAMLAYICI VE ALTERNATİF TIP YÖNTEMLERİ KULLANIMI VE BESLENMEYLE OLAN İLİŞKİ: BİR ANKET ÇALIŞMASI

ZEYNEP GİZEM KAYA İSLAMOĞLU, ABDULLAH DEMİRBAŞ, GÖZDE ULUTAŞ DEMİRBAŞ, NİHAL SARI, EMRE ZEKEY

Genel Tıp Dergisi - 2019;29(1):7-13

Selçuk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Deri ve Zührevi Hastalıklar AD, Konya

 

Amaç: Bu çalışmayla dermatoloji polikliniğimize başvuran psöriasis hastalarının Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp (TAT) yöntemleri hakkındaki bilgi ve yaklaşımları ile psöriasis hastalığının besinlerle olabilecek ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Mayıs 2018-Temmuz 2018 tarihleri arasında dermatoloji polikliniğine psöriasis nedeniyle başvuran 111 hasta ile anket çalışması olarak planlandı. Anket soruları hastalarla poliklinik ortamında yüz yüze soru-cevap şeklinde uygulandı. Bulgular: Çalışmamıza gönüllü olarak katılan 111 hastanın 58’i (%52, 3) erkek, 53’ü (%47, 7) kadın idi. Ankete katılanların 59’u(%53, 2) herhangi bir TAT yöntemi kullanmadığını, 52’si(%46, 8) ise kullandığını bildirdi. Kullanan ve kullanmayanlar arasında cinsiyet, eğitim düzeyi, hastalık süresi, yaşadığı yer açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Ancak yaş olarak kullananların yaş ortalamasının kullanmayan gruptan anlamlı olarak düşük olduğu bulundu(t(109)=2.484; p=0.015<0, 05). En sık kullanılan TAT yönteminin topikal uygulanılan bitkisel ürünler(%32, 4) olduğunu belirledik. En sık kullanılan topikal bitkisel ürün kantoron yağı idi. TAT yöntemlerine en sık başvurma nedeninin yakın çevre (%63, 5) olduğunu gözlemledik. %69, 2’lik bir oranla sorulmadığı takdirde kullandığı TAT yöntemi ile ilgili doktora bilgi vermediği gözlendi. Hastaların %60, 4’ü besinlerle hastalık arasında tespit ettikleri bir etkileşim olmadığından bahsetti. Sonuç: Katılımcıların sıklıkla bitkisel ürünleri tercih ettiği, bunları en sık yakın çevresinden duyduğu, kullandığı takdirde büyük çoğunluğunun bunu doktorundan gizlediği, TAT kullanmayan grubun psöriasis hastalığında daha yüksek olduğu ve besinlerle ilişkinin etyopatogenezde düşük bir olasılık olduğu sonuçlarına vardık.