Gülçin KOÇ YAMANYAR, Cemile HAKİ, Ziya ÇETİNER, Gizem AYDIN, Suat KAMIŞLI
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi - 2026;52(1):0-0
Dekompresif kraniektomi (DK) geniş enfarktlar sonucu gelişen malign beyin ödeminde hayat kurtarıcı bir cerrahi girişim olarak uygulanmaktadır. DK ile mortalitenin azaltıldığı ve sonuçların iyileştirildiğini gösteren çalışmalar çoğunlukla reperfüzyon tedavisi uygulanmamış hasta gruplarında yapılmıştır. Reperfüzyon tedavisi uygulanan hastalarda ise DK sonuçları ile ilgili yapılmış yeterli sayıda çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada reperfüzyon tedavisi sonrası DK uygulanan hasta deneyimlerimizi paylaşarak bu hasta grubunda DK gerekliliğine katkıda bulunan süreçler, hasta özellikleri, klinik sonuçlar ve prognoza etki eden faktörleri tartışmayı amaçladık. 01/07/2020 -30/01/2025 tarihleri arasında Bursa Şehir Hastanesinde akut iskemik inme nedeniyle intravenöz trombolitik tedavi, endovasküler tedavi veya kombine tedavi uygulanmış olan ve Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesinde takip edilirken DK uygulanan 33 hastanın demografik, klinik ve radyolojik verileri retrospektif olarak incelendi. Fonksiyonel sonlanım 90. gün modifiye Rankin Skoru (mRS) ile değerlendirildi. Ortalama yaş 64,33+/-14,43 idi. Hastaların %90,3'ünde başarılı rekanalizasyon (>= mTICI 2b) sağlandı. 27 hastada (%81) hemorajik transformasyon ve 20 hastada (%60,6) semptomatik intraserebral hemoraji geliştiği gözlendi. DK hastaların %78,7'sinde ilk 48 saat içinde uygulanmıştı. 3 aylık takip sonucunda 16 (%48,4) hastanın öldüğü, hayatta kalan hastaların ise ağır engelli olduğu (mRS 4 -5) saptandı. Reperfüzyon tedavisi almamış hastalardan elde edilen verilerle kıyaslandığında bizim hasta grubumuzda kötü fonksiyonel sonuçların daha yüksek bulunmuş olması reperfüzyon tedavileri sonrası hemorajik transformasyonun daha yüksek oranda görülmesi ve klinik sonuçları olumsuz yönde etkilemesi ile açıklanabilir. Kötü fonksiyonel sonuçlarla karşılaşmış olmamız bu hasta grubunda DK'nin mortaliteyi azaltırken bağımlı hayatta kalanların sayısını arttırıyor olabileceği şüphesini doğurmaktadır. İyi fonksiyonel sonuca ulaşabilecek hastaların belirlenebilmesi açısından reperfüzyon tedavisi uygulanmış geniş hasta gruplarında yapılacak randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.