Oya KORKMAZ
Acta Medica Nicomedia - 2026;9(1):1-8
Amaç: Bu çalışmada, resveratrol ve kafeik asidin östrojen reseptörü pozitif (ER?) MCF -7 meme kanseri hücrelerinde hücre canlılığı, proliferasyon ve apoptoz üzerindeki etkileri değerlendirilmiş; ayrıca PTEN/AKT1 yolaklarıyla ilişkili transkripsiyonel değişiklikl er mekanistik açıdan incelenmiştir. Yöntem: MCF -7 hücreleri, 5 -50 µM konsantrasyon aralığında resveratrol ve 10 -50 µM konsantrasyon aralığında kafeik asit ile 24, 48 ve 72 saat süreyle inkübe edilmiştir. Hücre canlılığı MTT yöntemi ile değerlendirilmiştir. Apoptozla ilişkili genler (BAX, BCL -2 ve C ASP3), proliferasyon belirteci CCND1, östrojen reseptör geni ESR1 ve sinyal yolaklarıyla ilişkili genler (PTEN ve AKT1) kantitatif gerçek zamanlı PCR yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Mitokondriyal apoptotik dengeyi yansıtmak amacıyla BAX/BCL -2 oranı hesaplanmıştır. Bulgular: Resveratrol uygulaması, kontrol grubuna kıyasla MCF -7 hücre canlılığında doza ve zamana bağlı anlamlı bir azalmaya yol açmıştır (p<0,05). Yüksek konsantrasyonlarda resveratrol, pro -apoptotik genler olan BAX ve CASP3 ekspresyonunu anlamlı şekilde artırırke n, anti -apoptotik BCL -2 ekspresyonunu azaltmış ve buna bağlı olarak BAX/BCL -2 oranında belirgin bir artış oluşturmuştur. Buna karşılık, kafeik asit benzer yönde ancak daha sınırlı değişiklikler meydana getirmiştir. Resveratrol, erken zaman noktalarında CCN D1 ve ESR1 ekspresyonunu anlamlı şekilde baskılamış; 48 saat sonunda ise PTEN ekspresyonunu artırırken AKT1 ekspresyonunu azaltmıştır. Bu bulgular, PTEN/AKT1 yolaklarıyla ilişkili transkripsiyonel düzenlemelere işaret etmektedir. Sonuç: Bu çalışmanın bulguları, resveratrolün ER? MCF -7 meme kanseri hücrelerinde kafeik aside kıyasla daha güçlü anti -proliferatif ve pro -apoptotik etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Resveratrolün biyolojik etkilerinin, mitokondriyal apoptozun düzenlenmesi ve PTEN/AKT1 sinyal yolaklarıyla ilişkili mekanizmalar aracılığıyla ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu sonuçlar, resveratrolün ER -pozitif meme kanserinde tamamlayıcı bir terapötik aday olabileceğini desteklemektedir.