Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

RİSPERİDON TEDAVİSİ İLE KOMBİNASYON KULLANIMDA METİLFENİDAT TEDAVİSİNİN KESİLMESİNE BAĞLI GELİŞEN AKUT DİSTONİK REAKSİYON: BİR OLGU SUNUMU

ÜMMÜHAN BÜYÜKKAL, RAHİME DUYGU TEMELTÜRK, DENİZ TEKİN

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası - 2024;77(2):222-226

Ankara University Faculty of Medicine, Department of Child and Adolescent Psychiatry, Ankara, Türkiye

 

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), yaygın bir nörogelişimsel bozukluk olup dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüsellikle karakterizedir. Bu bozukluk genellikle, çocuklarda, karşıt olma karşıt gelme bozukluğu, anksiyete ve duygudurum bozukluklar gibi psikiyatrik bozukluklarla birlikte görülmektedir. Güncel çalışmalar, DEHB ve eşlik eden bozukluklar tedavi etmede atipik antipsikotiklerin psikostimulanlarla birlikte kullanımında artış olduğunu göstermektedir. Ancak, bu kombinasyon tedavisi, ilaç-ilaç etkileşimleri nedeniyle yan etki riskini artırabilmektedir. Bu yan etkilerden biri, özellikle baş ve boyun bölgesinde istemsiz kas kasılmalar ile karakterize bir ekstrapiramidal semptom olan akut distonik reaksiyondur (ADR). Bu olgu raporunda, başlangıçta risperidon ile tedavi edilen ve daha sonra metilfenidat tedavisine başlanan 6 yaşındaki dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanılı bir erkek hasta sunulmaktadır. Metilfenidatın kesilmesinin ardından, çocukta, ağız ve boyun bölgesindeki istemsiz kas kasılmaları-ADR- gelişmiştir. Metilfenidatın risperidon ile kombinasyon tedavisi sırasında aniden kesilmesi, bir ekstrapiramidal yan etki olan distoniye neden olmuştur. Biperiden tedavisi ile belirtilerde iyileşme gözlemlenmiştir. Metilfenidat ve risperidon arasındaki özellikle dopamin yolaklarını içeren farmakodinamik etkileşimler, ADR gelişiminde rol oynamaktadır. Bu olgu sunumu, psikostimülan ve antipsikotik ilaç kombinasyon değişikliklerinde distoni gibi potansiyel yan etkilerin tanınması ve yönetilmesinin önemini vurgulamaktadır. Ayrıca, hareket bozuklukları riskini azaltmak için ilaçların dikkatli doz ayarlamaları yapılması ve kademeli olarak azaltılması gerekliliğine dikkat çekmektedir. Ek olarak, bu olgu ile birlikte, tedavi kararlarında bireysel risk faktörleri, tıbbi geçmiş ve genetik yatkınlıkların dikkate alınmasının önemi vurgulanmaktadır.