Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

SERVİKAL SMEAR SONUCU "DÜŞÜK DERECELİ SMEAR" OLAN HASTALARIN ANKSİYETE DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

İlteriş YAMAN, Yasin CEYLAN, Selim AKKAYA, Özgür AKBAYIR, İkbal TEMEL YÜKSEL

Medical Journal of Bakırköy - 2026;22(1):49-59

University of Health Sciences Türkiye, Başakşehir Çam and Sakura City Hospital, İstanbul

 

Amaç: Çalışmamızın amacı, smear testi sonucu düşük dereceli smear gelen hastaların anksiyete düzeylerini değerlendirmektir. Anksiyete düzeylerinde anlamlı bir artış saptandığında, kadın sağlığına bütüncül bir yaklaşımla bu durumun olası psiko-sosyal etkilerini önlemeye yönelik çözümler üretmeyi ve alınabilecek önlemleri ortaya koymayı amaçlamaktayız. Gereç ve Yöntem: Çalışma protokolü, 1964 Helsinki Bildirgesi'nde belirtilen etik ilkelerle uyumludur ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır (karar no: KAEK/2018.6.16, tarih: 30.07.2018). Etik kurul onayı alındıktan sonra, önceden tanımlanmış dahil etme ve dışlama kriterlerini karşılayan ve bilgilendirilmiş onam veren hastalar, hedeflenen örneklem büyüklüğüne ulaşılana kadar ardışık olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Bu prospektif olarak tasarlanmış çalışmanın araştırma grubuna, Pap smear testi sonucu önemi belirsiz atipik skuamöz hücreler (ASC-US) ve düşük dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon (LGSIL) gelen 94 ayaktan hasta dahil edilmiştir. Kontrol grubunu ise, hastanemiz kadın hastalıkları polikliniğine başvuran ve Pap smear sonucu negatif olan 94 ayaktan hasta oluşturmuştur. Hekimler hastalara Pap smear sonuçlarını açıkladıktan sonra çalışmanın amacı hakkında bilgi vermiş ve bilgilendirilmiş onam almıştır. Tüm hastalardan yan yapılandırılmış görüşme formu, durumluk-sürekli kaygı envanteri ve sağlık anksiyetesi envanterini doldurmaları istenmiştir. Bulgular: Ailede kanser öyküsü olması, mevcut bir hastalığın bulunması, medeni durumun bekar ya da boşanmış olması ve yüksek eğitim düzeyi gibi faktörler, anksiyete düzeyini artıran risk faktörleri olarak belirlenmiştir. ASC-US ve LGSIL grubundaki hastaların anksiyete düzeyleri anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Düşük dereceli smear sonucu saptanan hastalarda serviks kanseri görülme olasılığı binde 1-2 gibi oldukça düşük oranlarda olmasına rağmen, bu hasta grubunda anksiyete düzeylerinde anlamlı bir artış gözlemlenmiştir. Bu durumun, hastaların sonuçları yanlış algılaması ve servikal kanser hakkında yeterli bilgiye sahip olmamasıyla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Ancak, hastaların hekim tarafından daha açık, anlaşılır ve detaylı bir şekilde bilgilendirilmesi durumunda bu anksiyete düzeylerinin azaltılabileceği açıktır. Serviks kanserinin erken teşhisi için tarama testlerinin yaygınlaştırılması hedeflenirken, hastaların ruh sağlığının olumsuz etkilenmemesi de göz önünde bulundurulmalı ve insan sağlığına bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir.