Ecem ŞİMŞEK, Ramazan Erda PAY, Mehmet Bora BOZGEYİK, Mehmet Ferdi KINCI, Yaşam Kemal AKPAK
Bezmialem Science - 2026;14(2):165-171
Amaç: Postpartum kanama (PPK) en sık doğumdan sonraki ilk 24 saat içinde ortaya çıkar. Bu dönemde uterus fizyolojik involüsyona uğrar ve uterin kan akımını azaltmaya yönelik hemodinamik değişiklikler meydana gelir. Bu erken postpartum dönem, uterin arter Doppler (UAD) indekslerinin değişmeye başladığı ancak henüz pik değerlere ulaşmadığı kritik bir zaman aralığını temsil eder. Bu çalışmada, bu dönemde yapılan Doppler ölçümlerinin kan kaybına yatkınlığı erken dönemde öngörmeye katkı sağlayabileceği hipotez edildi. Çalışmanın amacı, erken postpartum dönemde UAD parametrelerinin hemoglobin (Hb) düşüşünü öngörmedeki değerini değerlendirmektir. Yöntem: Elektif sezaryen ile doğum yapan düşük riskli toplam 56 gebe çalışmaya dahil edildi. Doğum sonrası ilk 24 saat içinde bilateral UAD rezistif indeks (RI) değerleri ölçüldü. Demografik özellikler ve laboratuvar parametreleri kaydedildi. Ortalama UAD RI değerleri ile anlamlı Hb düşüşü arasındaki ilişki analiz edildi. Anlamlı Hb düşüşü ile ilişkili ortalama UAD RI eşik değerini belirlemek amacıyla alıcı işletim karakteristiği eğrisi analizi yapıldı. Bulgular: Hb değişiminin %75'lik persentil değeri 0,938 g/dL olarak bulundu ve bu değer anlamlı Hb düşüşü için eşik olarak kabul edildi. Ortalama UAD RI <=0,915 olduğunda Hb düşüşü ile istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p=0,025). Ortalama UAD RI ile preoperatif Hb düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulundu (r=-0,360, p=0,006), diğer değişkenlerle anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Erken postpartum dönemde ortalama UAD RI değerlerinin izlenmesi, PPK'nın erken tanımlanmasında tamamlayıcı bir klinik parametre olarak kullanılabilir. Postpartum dönemde UAD ölçümlerine ilişkin mevcut kanıtlar sınırlı olmakla birlikte, PPK ile komplike olgularda UAD indekslerinin ilk 24 saat içinde dinamik değişiklikler gösterdiği düşünülmektedir. Bu bulgular, UAD değerlendirmesinin erken risk sınıflandırmasına katkı sağlayabileceğini ve klinik karar verme süreçlerini destekleyebileceğini düşündürmektedir; ancak bu sonuçların doğrulanması için daha geniş ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır.