Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

SIÇANLARDA İSKELET KASINDA İSKEMİ-REPERFÜZYON HASARINDA KUERSETİNİN KORUYUCU ROLÜ

Mehmet KİRİŞCİ, Abdullah ÖZER, Mustafa ARSLAN, Ayşegül KÜÇÜK, Aslıhan CAVUNT BAYRAKTAR, Mustafa KAVUTÇU, Levent OKTAR, Özlem ERDEM, Yiğit KILIÇ, Gülay KİP

Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - 2026;32(1):18-25

Sutcu Imam University Faculty of Medicine, Kahramanmaraş, Türkiye

 

AMAÇ: Alt ekstremite iskemi-reperfüzyon (İ/R) hasarı, cerrahi müdahaleler, tromboembolik olaylar veya travmatik vasküler lezyonlar sonrası ortaya çıkan ciddi bir patofizyolojik durumdur. Bu çalışmanın amacı, güçlü antioksidan özelliklere sahip flavonoid kuersetinin, İ/R sürecinde iskelet kasında oluşan oksidatif stres ve histopatolojik değişiklikler üzerindeki koruyucu etkilerini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: On sekiz Wistar Albino sıçan, kontrol (sahte laparotomi), iskemi-reperfüzyon (İR; 2 saat iskemi + 2 saat reperfüzyon) ve İR + kuersetin (İR-K; iskemi öncesi 30 dakika 20 mg/kg intraperitoneal kuersetin) olmak üzere üç gruba randomize edildi. Deneysel uygulamalar sonrası iskelet kası dokuları, malondialdehit (MDA) düzeyleri ve süperoksit dismutaz (SOD) aktivitesi açısından biyokimyasal olarak analiz edildi; ayrıca histopatolojik incelemeler gerçekleştirildi. BULGULAR: İR grubunda MDA seviyeleri kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede artarken (p<0.0001), kuersetin uygulanan İR-K grubunda bu artış anlamlı ölçüde azaldı (p=0.012). SOD aktivitesi İR grubunda belirgin şekilde düşerken (p<0.0001), İR-K grubunda anlamlı bir restorasyon gözlendi (p=0.012). Histopatolojik değerlendirmelerde İR grubunda kas liflerinde atrofi, dejenerasyon, lökosit infiltrasyonu ve lif parçalanması/hiyalinizasyonun belirgin olduğu; kuersetin tedavisi ile bu patolojik değişikliklerin anlamlı ölçüde azaldığı tespit edildi (p<0.05). SONUÇ: Kuersetin, iskemi-reperfüzyon hasarına bağlı oksidatif stres ve doku hasarını azaltarak iskelet kasında endojen antioksidan savunma mekanizmalarını güçlendirmektedir. Bu bulgular, kuersetinin İ/R kaynaklı doku hasarını önlemede potansiyel bir terapötik ajan olduğunu göstermektedir. Mekanizmalarının ayrıntılı incelenmesi ve klinik uygulama olanaklarının değerlendirilmesi için ileri preklinik araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.