Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

SINIF III MALOKLÜZYONLARDA MAKSİLLER SANTRAL KESİCİ DİŞLERİN KOLLUM AÇISI: KESİTSEL ÇALIŞMA

Şule GÖKMEN, Ebru YURDAKURBAN, Kübra Gülnur TOPSAKAL, Gökhan Serhat DURAN, Serkan GÖRGÜLÜ

Necmettin Erbakan University Dental Journal - 2025;7(3):381-390

University of Health Sciences, Gulhane Faculty of Dentistry, Department of Orthodontics, Ankara, Türkiye

 

Amaç: Bu çalışmada, lateral sefalometrik radyografiler kullanılarak iskeletsel Sınıf I ve Sınıf III maloklüzyona sahip bireylerin maksiller santral kesici dişlerindeki kollum açılarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada, Angle sınıflandırması, ANB açıları ve Wits değerlendirmesine göre çalışma ve kontrol gruplarına ayrılan 120 lateral sefalometrik radyografi analiz edilmiştir. Çalışma grubunda iskeletsel Sınıf III maloklüzyonu olan bireyler, kontrol grubunda ise iskeletsel Sınıf I maloklüzyonu olan bireyler yer almıştır. Çalışma grubunda ortalama yaşı 13,59+/- 3,53 olan 33 kız ve 27 erkek hasta, kontrol grubunda ise ortalama yaşı 14,26+/-2,60 olan 32 kız ve 28 erkek hasta bulunmaktadır. Kollum açısı, kök ve kronun uzun eksenleri arasındaki açı olarak tanımlanmıştır. Çeşitli sefalometrik parametreler değerlendirilmiş ve tanımlayıcı istatistikler hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışma grubunda, kontrol grubuna kıyasla üst kesici dişlerin öne eğimi anlamlı düzeyde daha fazlaydı; bu durum, artmış 1/NA derece ve 1 -NA (mm) değerleriyle desteklenmiştir (p<0 ,001). Ortalama kollum açısı, Sınıf III bireylerde anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (4,05 derece +/- 3,98). Sınıf I bireylerde ise bu değer -0,44 derece +/- 5,24 (p<0 ,001) olarak hesaplanmıştır. Bu morfolojik özellikler, gerçek iskeletsel Sınıf III maloklüzyonu ile uyumludur. Gözlemciler arası ve gözlemci içi güvenilirlik yüksek düzeyde bulunmuş olup, ICC değerleri 0,89 ile 0,99 arasında değişmiştir. Sonuç: Sınıf III bireylerde artan kollum açısı, köklerin labial pozisyonda yerleşmesine neden olabilir ve bu durum ortodontik tedavi sırasında dehisens ve fenestrasyon riskini artırabilir. Bu nedenle, klinisyenlerin tedavi sürecinde bu durumu göz önünde bulundurmaları önerilmektedir.