Şeyma DEDE, Özden YALÇINKAYA ALKAR
Klinik Psikoloji Dergisi - 2026;10(2):168-185
İntihar dışı kendine zarar verme, kendini öldürme niyeti olmaksızın vücudun kasıtlı yaralanmasını ifade eden ciddi ve yaygın bir sorundur. İlgili davranışlar, sıklıkla duyguları düzenlemedeki güçlüklerle ilişkilendirilmektedir. İntihar dışı kendine zarar verme, bu güçlüklerin baskın olduğu sınırda kişilik bozukluğuna sahip bireylerde özellikle belirgindir. Sınırda kişilik bozukluğunda bu davranışların işlevini anlamak, tehlikeli ve olası geri döndürülemez sonuçları önlemek için kritik önem taşır. Bu çalışmanın amacı, sınırda kişilik bozukluğu tanılı bireylerde sıklıkla gözlenen intihar dışı kendine zarar vermenin işlevlerini sistematik olarak gözden geçirmek ve davranışçı bir model olan Dört İşlev Modeli çerçevesinde sistematik derleme yöntemiyle değerlendirmektir. PubMed, Web of Science ve Scopus veri tabanlarından ilgili anahtar kelimeler kullanılarak yapılan tarama sonucu 18 makale bu incelemeye dahil edilmiştir. Sistematik gözden geçirmenin akış diyagramı oluşturulmuş ve dahil edilen çalışmaların bulguları tablo şeklinde özetlenmiştir. Sonuçlar; sınırda kişilik bozukluğuna sahip bireylerin duygularını düzenlemek ve özellikle rahatsız edici duygulardan kaçmak veya kaçınmak için intihar dışı kendine zarar verme davranışlarına yöneldiğini, yeni bir duygu ve/veya duyum hissetmenin ise daha az sıklıkta rastlanan bir işlev olduğunu göstermiştir. Bazı çalışmalarda, sosyal işlevlerin de bu davranışla ilişkili olduğu bildirilmesine rağmen, diğer işlevlere kıyasla görgül olarak daha az incelendiği görülmüştür. İntihar dahil bireyin vücut bütünlüğü üzerinde geri dönüşü olmayan ciddi riskleri nedeniyle; intihar dışı kendine zarar verme davranışları değerlendirme, vaka formülasyonu ve tedavi süreçlerinde daha yüksek düzeyde dikkat ve özen gerektirmektedir. İntihar dışı kendine zarar verme davranışlarına yönelik etkili bir önleme ve müdahale gerçekleştirebilmek için gelecek çalışmalarda bireye özgü değerlendirme yöntemleri güçlendirilmeli ve elde edilen elde edilen bulgular meta-analitik yaklaşımlarla bütünleştirilmelidir.