KÖKSAL ALPTEKİN
Psychiatry and Clinical Psychopharmacology - 2008;18(Ek-1):21-26
Şizofreni ergenlik döneminde ortaya çıkan ve yeti yitimine yol açan bir hastalıktır. Pozitif, negatif belirtiler ve bilişsel işlev bozulması şizofrenide görülen en temel belirtilerdir. Mezolimbik bölgede dopamin sisteminin etkinleşmesi pozitif belirtileri, prefrontal bölgede dopamin sistemi etkinliğinin azalması negatif belirtileri ve bilişsel işlev bozulmasını oluşturmaktadır. İdeal bir antipsikotik ilaç, bu düşünceye göre mezolimbik bölgede dopamini azaltıcı etki ederken, prefrontal bölgede de dopamini arttırıcı etki sağlayabilmelidir. Yeni geliştirilen Serotonin Dopamin Antagonisti (SDA) ilaçlar bu etkiye sahiptirler. Ayrıca yakın zamanda kullanıma giren Dopamin Sistemi Dengeleyici (DSD) ilaçlar da bu dopamin teorisiyle örtüşmektedir. DSD ilaçların en önemli avantajı, ortamdaki dopamin düzeyine göre işlevlerini gerçekleştirmesidir. Eğer ortamda fazla dopamin varsa azaltıcı, az dopamin varsa arttırıcı yönde (“ikili etki”) etkinlik göstermektedirler. DSD ilaçlardan ilk klinik kullanıma giren aripiprazol, şizofreni hastalarında pozitif ve negatif belirtilerde düzelme sağlarken, aynı zamanda haloperidol ve diğer SDA ilaçlarla karşılaştırıldığında daha düşük oranda ekstrapiramidal sistem yan etkisi oluşturması, prolaktin artışına yol açmaması ve metabolik sendromla ilişkili kilo, kan basıncı, serum glukoz, kolesterol, trigliserid düzeylerine olumsuz etkisinin bulunmaması nedeniyle güvenilir bir antipsikotiktir.