GÖZDE YILMAZ DURSUN, NECMİ BAYKAN, HATİCENUR YILDIRIM, RUKİYE AYTEKİN AKDAĞ, İBRAHİM TOKER
Journal of Anatolian Medical Research - 2025;10(2):28-32
Amaç: Bu çalışmada, rutin klinik pratikte giderek artan sayıda inme ve ST-segment yükselmeli miyokard enfarktüsü (STEMI) vakasıyla karşılaştığımız genç bireylerde COVID-19 pandemisi ile inme ve ST-segment yükselmeli miyokard enfarktüsü görülme sıklığındaki artış arasındaki olası ilişkiyi aydınlatmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışma, 01.01.2024 ile 31.12.2024 tarihleri arasında kliniğimize başvuran ve 50 yaş ve altında olan, ST segment elevasyonlu miyokard enfarktüsü veya inme tanısı almış hastalar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Hastaların özgeçmişlerinde COVID-19 geçirmiş olma durumları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Dahil edilen hastalardan, Polimeraz Zincir Reaksiyon (PCR) testi pozitif olanlar ya da klinik ve radyolojik bulgularla COVID-19 tanısı alarak tedavi görmüş olanlar “özgeçmişinde COVID-19 pozitif” (Grup I) olarak kabul edilmiştir. Bu iki kriterden herhangi birini karşılamayan hastalar ise “özgeçmişinde COVID-19 negatif” (Grup II) olarak sınıflandırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya, 50 yaş ve altı olup iskemik inme veya ST segment elevasyonlu miyokard enfarktüsü (STEMI) tanısı alan toplam 196 hasta dahil edildi. Hastalar, COVID-19 geçirme öyküsüne göre iki gruba ayrıldı: Grup I (COVID-19 pozitif) ve Grup II (COVID-19 negatif). Tanı dağılımı değerlendirildiğinde, gruplar arasında iskemik inme ve STEMI sıklığı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı (p=0,026). Özellikle, iskemik inme tanısı alan hastalarda PCR ile doğrulanmış COVID-19 öyküsünün daha yüksek oranda bulunduğu gözlendi. Sonuç: Bu çalışmayla COVID-19 pandemisinin sadece akut zararlarına değil sonrasında inme olasılığını arttırma durumu da göz önüne alınarak uzun dönemdeki etkilerine dikkat edilmesi gerektiği sonucuna varıldı.