Burcu YEŞİLBUDAK
InHealth Theory - 2026;3(1):26-40
Amaç: Ortaya çıkan kirleticiler, hastane faaliyetleri ve ilaç üretiminden hayvan refahı uygulamalarına, su ürünleri yetiştiriciliğine, suç faaliyetlerine ve kamuya açık etkinliklere kadar çeşitli yollarla çevreye salınmakta ve bu durum onların yaygınlığını artırmaktadır. Bu durum, sucul ekosistemlerde yaşayan organizmalar için ciddi bir çevresel risk oluşturmaktadır. Bu derleme, yeni ortaya çıkan kirleticilerin sucul canlılar üzerindeki moleküler ve fizyolojik etkilerini kapsamlı biçimde incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışmanın amacına uygun olarak, 2001 ile 2021 yılları arasında yayınlanan çalışmalar için PubMed, Web of Science (WOS) ve Google Scholar veritabanlarında arama yapıldı; bunlar bütünleyici analiz için resmi veri kümesini oluşturmaktadır. Sistematik sentez ve veri görselleştirmeleri kesinlikle bu zaman dilimine dayanırken, 2021 sonrası seçilmiş çalışmalar yalnızca son gelişmeleri tartışmak için ek bağlamsal kanıt olarak dahil edilmiştir. Toplam 425 makale belirlenmiş, bunlardan 48 tanesi konu içerikleri, anahtar kelimeler ve referans kriterleri temel alınarak yapılandırılmış bir tarama ve değerlendirme süreciyle incelenmiştir. Arama stratejisi, 'emerging contaminants', 'aquatic life', 'aquatic organisms', 'public health', 'toxic effects' ve 'environmental exposure' gibi önceden belirlenmiş anahtar kelimelerin kombinasyonlarını kullanmıştır. Çalışmalar, su canlıları üzerindeki ekotoksikolojik riskleri ele alıyorsa dahil edilmiş, bu kriterlerle ilgisi olmayanlar ise hariç tutulmuştur. Bulgular: Frekans analizi bulgularına göre, çevreye salınan çeşitli türdeki yeni kirleticilerin su organizmalarında çok boyutlu biyolojik değişikliklere yol açtığı sonucuna varılabilir. İncelenen 48 çalışmanın %50'si tatlı ve tuzlu su balıkları ile amfibiler üzerine, %4,2'si omurgasız sucul türler üzerine, %45,8'i ise diğer organizma grupları üzerine odaklanmıştır. Kirletici kategorileri arasında opioidler vakaların %32'sinde, sentetik bileşikler ise %28'inde sucul ekosistemlerde rapor edilmiştir. Moleküler düzeyde bu değişiklikler gen ekspresyonundaki farklılıklar, protein sentezindeki düzensizlikler ve hücresel sinyal yollarındaki bozulmalar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Fizyolojik düzeyde ise metabolik bozukluklar, davranışsal değişiklikler ve homeostatik dengedeki bozulmalar bildirilmiştir. Bu bulgular, çevresel su kaynaklarında ortaya çıkan kirleticilerin yalnızca kimyasal kirlilik sorunu değil, aynı zamanda ekosistem sağlığı, biyolojik çeşitlilik ve sürdürülebilir çevre yönetimi için kritik bir tehdit olduğunu göstermektedir. Sonuç: Bu çalışma, yeni ortaya çıkan kirleticilerin çevrede artan yaygınlığı göz önüne alındığında, toksikoloji, ekoloji ve çevre mühendisliğinin entegrasyonunun toksikolojik riskleri azaltmak, sucul ekosistemleri korumak, sürdürülebilir ekolojik dengeyi sağlamak ve halk sağlığını güvence altına almak için hayati olduğunu vurgulayarak katkı sağlamaktadır.