SÜREKLİ AYAKTA PERİTON DİYALİZİ İLE İLİŞKİLİ PERİTONİTTE MİKROBİYAL PROFİL VE ANTİMİKROBİYAL DİRENÇTEKİ UZUN VADELİ EĞİLİMLER

Arif BABAYİĞİT, Murat Hayri SİPAHİOĞLU

Cumhuriyet Medical Journal - 2026;48(2):69-74

Sivas Cumhuriyet University, Sivas, Türkiye

 

Amaç: PD ilişkili peritonit, teknik yetmezlik ve hemodiyalize geçişin başlıca nedeni olup hasta morbidite ve mortalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada, 2004-2018 yılları arasında Erciyes Üniversitesi PD Ünitesi'nde izlenen hastalarda peritonit sıklığı, etken dağılımı ve antibiyotik duyarlılık profilleri incelenmiştir. Yöntem: Ocak 2004-Aralık 2018 tarihleri arasında PD uygulanan ve peritonit gelişen >=18 yaş hastaların kayıtları retrospektif olarak incelenmiştir. Demografik veriler, kültür sonuçları, izole edilen mikroorganizmalar, antibiyotik duyarlılıkları ve tedavi sonuçları hasta dosyaları ile hastane bilgi yönetim sistemi üzerinden derlenmiştir. Bulgular: Bu çalışmada, periton diyalizi uygulanan 345 hastada gelişen 677 peritonit atağı retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 52,37+/-14,95 yıl olup %53,9'u erkekti. Kültür pozitifliği %61 olarak saptanmış; dominant etkenler gram pozitif bakteriler (%75,8), başta Staphylococcus epidermidis (%25,9) olmak üzere belirlenmiştir. Tedavide %76,6 iyileşme sağlanırken, mortalite oranı %5,3 olarak kaydedilmiştir. S. epidermidis'te metisilin direncinde artış gözlemlenmiş; tüm Candida izolatları flukonazole duyarlı bulunmuştur. Peritonit insidansının yıllar içinde azaldığı, buna karşın kültür negatifliği oranının arttığı saptanmıştır. Sonuç: Periton diyalizi ilişkili peritonit ataklarında gram pozitif mikroorganizmaların baskın etken olduğu ve bu paternin relaps olgular dahil on beş yıllık izlem süresince istikrarını koruduğu saptanmıştır. Etken spektrumu ile antibiyotik duyarlılık profillerinde dönemler arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Bu bulgular, merkezimize özgü mikrobiyolojik verilerin ampirik tedavi protokollerinin oluşturulmasında etkin biçimde kullanılabileceğini göstermektedir. Son yıllarda kültür negatifliği oranında gözlenen artış, örnekleme, transport ve laboratuvar süreçlerinin gözden geçirilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Kültür negatifliğinin azaltılmasına yönelik standartlaştırılmış protokollerin geliştirilmesi, tanısal doğruluğun ve tedavi etkinliğinin artırılması açısından öncelikli hedefler arasında yer almalıdır.