Dilara BULUT GÖKTEN, Ömer Atakan SOĞUR, Rıdvan MERCAN
Ulusal Romatoloji Dergisi - 2026;18(1):56-64
Amaç: Takayasu arteriti (TAK), kadınlarda daha sık görülen, aort ve dallarını etkileyen nadir bir büyük damar vaskülitidir. Birçok kohort tanımlanmış olmasına rağmen, cinsiyete bağlı farklılıklar ve biyolojik tedavi kullanımının belirleyicileri henüz yeterince tanımlanmamıştır. Bu çalışma, Türkiye'de tek bir merkezdeki TAK hastalarının klinik özelliklerini, görüntüleme bulgularını ve tedavi yaklaşımlarını, cinsiyete dayalı karşılaştırmalara ve biyolojik tedavi başlangıcıyla ilişkili faktörlere odaklanarak incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Üçüncü basamak bir romatoloji kliniğinde 2017-2025 yılları arasında TAK tanısı almış hastalarda retrospektif bir gözlemsel analiz gerçekleştirildi. Demografik, klinik, laboratuvar ve anjiyografik veriler ile hastalık aktivite indeksleri toplandı. Tedavi rejimleri ve girişimsel işlemler belgelendi. Cinsiyete göre karşılaştırmalı analizler yapıldı ve biyolojik tedavi kullanımının öngörücüleri lojistik regresyon ile değerlendirildi. Bulgular: Kohort 34 kadın (%85) ve 6 erkekten (%15) oluşuyordu ve yaş ortalaması 43,5 idi. Hastalığın başlangıcı erkeklerde daha geç idi (42,8'e karşı 32,1 yıl, p=0,048). En sık görülen anjiyografik tip tip 1'di (%42,5). Yorgunluk (%45) ve kladikasyo (%37,5) yaygınken, radial nabız azalması kadınlarda daha sıktı. Tüm hastalar glukokortikoid aldı ve metotreksat en sık kullanılan immünosüpresandı. Hastaların %45'ine biyolojik tedavi uygulandı. Biyolojik ajan kulllananlarda daha yüksek bazal C-reaktif protein, eritrosit sedimentasyon hızı, hastalık şiddet skoru ve pozitron emisyon tomografisi-bilgisayarlı tomografi (PET-BT) vasküler aktivite skoru saptandı; ancak hiçbiri çok değişkenli analizde bağımsız öngörücüler olarak görülmedi. Sonuç: Bu tek merkezli kohort kadınlarda daha sık görülen radial nabız kaybı dışında, cinsiyetler arasında genel olarak benzer klinik özellikler olduğunu ortaya koymaktadır. Yükselmiş enflamatuvar belirteçler ve PET-BT vasküler aktivitesi biyolojik tedavi başlangıcıyla ilişkili bulunmuş, ancak güçlü öngörücü faktörler tanımlanamamıştır.