Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN YÜKSEK ŞİDDETTE KULAKLIKLA MÜZİK DİNLEME ALIŞKANLIKLARININ ULTRA YÜKSEK FREKANS İŞİTME EŞİKLERİ ÜZERİNE ETKİLERİ

Aleyna AVCI, Ayşe Nur GÜLBEDEN, Isa Tuncay BATUK

Kulak Burun Boğaz Uygulamaları Dergisi - 2026;14(1):32-38

Hacettepe Üniversitesi, Odyoloji Anabilim Dalı, Ankara, Türkiye

 

Amaç: Bu çalışmada, genç yetişkinlerde yapay zekâ destekli bir mobil aplikasyon üzerinden toplanan objektif verileri kullanarak kişisel müzik dinleme alışkanlıklarının ultra yüksek frekans işitme eşiklerine etkisi araştırıldı. Hastalar ve Yöntemler: Bu karşılaştırmalı, kesitsel çalışmaya, Haziran 2024 - Haziran 2025 tarihleri arasında kişisel müzik dinleme süre ve ses şiddeti verilerini en az bir yıl boyunca kaydeden 35 genç erişkin (12 erkek, 23 kadın; ort. yaş: 21.3+/-1.7 yıl; dağılım, 18-25 yıl) dahil edildi. Katılımcılar timpanometrik değerlendirme, saf ton odyometrisi ve otoakustik emisyon ölçümlerine tabi tutuldu. Saf ses işitme eşikleri GSI Audiostar Pro marka odyometri cihazıyla TDH-39 kulaklık kullanılarak 125 Hz-8.000 Hz arasındaki frekanslarda değerlendirildi. Katılımcıların ultra yüksek frekans işitme eşikleri Sennheiser HD 300 Pro Circumaural kulaklıklarla birlikte GSI Audiostar Pro marka odyometri cihazı kullanılarak 8.000, 10.000, 12.500, 14.000, 16.000 ve 18.000 Hz'de değerlendirildi. Katılımcılar, dinleme alışkanlıklarına göre yüksek riskli ve kontrol olmak üzere iki gruba ayrıldı. Bulgular: Yüksek riskli grubun ultra yüksek frekans işitme eşikleri, kontrol grubuna kıyasla çoğu frekansta daha yüksek bulundu ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p<0.05). Bununla birlikte, alçak frekanslarda (250 ve 500 Hz) gruplar arasında anlamlı bir fark tespit edildi (p<0.05). Sonuç: Elde edilen bulgular, genç yetişkinlerde kişisel müzik dinleme alışkanlıklarının henüz kalıcı bir işitme kaybına yol açacak düzeyde olmadığını düşündürmektedir. Ancak bu çalışma, ultra yüksek frekans odyometrisinin erken dönemde oluşabilecek işitme sorunlarını tespit etmede önemli bir araç olabileceğini göstermektedir. Daha uzun süreli maruziyet verileriyle yapılacak ileri takip çalışmaları, bu konudaki etkileri daha net ortaya koyabilir.