Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

ÜST ÇENE GENİŞLETMESİ UYGULANAN HASTALARDA BURUN UCU PROJEKSİYONU VE ROTASYONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

Özge ÜNLÜOĞLU, Mine GEÇGELEN CESUR

European Journal of Research in Dentistry - 2026;10(1):24-30

Department of Orthodontics, Faculty of Dentistry, Aydın Adnan Menderes University, Aydın

 

Amaç: Üst çene genişletmesi, transversal üst çene yetersizliğinin tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir ve burun bölgesi ile çevre yumuşak dokuları etkileyebilir. Bu çalışmanın amacı, üst çene genişletmesinin nazolabial açı ve burun ucu projeksiyonu (Goode oranı) üzerindeki etkilerini prepubertal ve pubertal bireylerde karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma örneklemi, üst çene transversal darlığı bulunan ve eşit olarak prepubertal ve pubertal gruplara ayrılan 68 bireyden oluşmuştur. Prepubertal gruba yavaş üst çene genişletmesi, pubertal gruba ise hızlı üst çene genişletmesi uygulanmıştır. Burun yüksekliği, burun uzunluğu, nazolabial açı ve burun ucu projeksiyonu; tedavi öncesinde ve tedaviden üç ay sonra alınan lateral sefalometrik radyografiler üzerinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Prepubertal grupta T0-T1 zamanları arasında N-T ve A-T ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlenirken (p=0.001), Goode oranı ve nazolabial açıda anlamlı bir fark bulunmadı (p=0.637). Benzer şekilde, pubertal grupta da N-T ve A-T ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar belirlenmiş (p=0.001), ancak Goode oranı ve nazolabial açıda istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda, değerlendirilen parametrelerin hiçbirinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p=0.196). Sonuç: Üst çene genişletmesi, hem prepubertal hem pubertal bireylerde burun yüksekliği ve uzunluğunda hafif artışlara yol açmış; ancak burun ucu projeksiyonu ve nazolabial açı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişikliğe neden olmamıştır. Bu sonuçlar, üst çene genişletmesinin burun yumuşak doku morfolojisinde sınırlı ve klinik olarak önemsiz değişimlere yol açtığını düşündürmektedir.